Archive for November 2014

BMW ile Ford’un Merkezine Seyahat

BMW Z4i sDrive35i ile Detroit, Greenfield Village

'Ahir zamanların sürüş makinesi' BMW'nin Z4 modeli, roadster geleneğinin günümüzdeki en muhteşem örneklerinden biri

‘Ahir zamanların sürüş makinesi’ BMW’nin Z4 modeli, roadster geleneğinin günümüzdeki en muhteşem örneklerinden biri

Ağustos’un son günlerinde, Ontario’da tanrının armağanı denilecek kadar güzel bir hafta sonu, otomobil tarihinin başlangıcına uzanmak üzere eşimle birlikte Detroit’e doğru yola çıktık. Yol arkadaşımız ise, teknolojinin en son ürünlerinden biri olan BMW Z4 sDrive35i idi. Bu yılın başlarında hafif bir makyaj geçiren Bavyeralıların gösterişli roadster modeli, uzun kaputu, kısacık arka bagajı ve alçak silueti ile, bir bakışta tüm diğer BMW modellerinden ayrılıyor.

BMW Kanada’dan test için aldığımız Z4’ün hardtop tavanını, hemen açarak bir convertible kullanmanın keyfini, üç günlük gezi boyunca bol bol çıkardık.

Z4'ün üstünü tek bir düğmeyle kapamak 15 saniyeyi bulmuyor

Z4’ün üstünü tek bir düğmeyle kapamak 15 saniyeyi bulmuyor

3 ve 5 serisinden de tanıdığımız, üç litre, altı silindirli ve 300 BG’lük motorlu sDrive35i modelinin performansını maksimum hızın 120 km/s ile sınırlı olduğu Ontario ve Michigan yollarında çok kısa süreli olarak test edebildik. Yedi ileri vitesli otomatikleştirilmiş şanzımanla gücün arka tekerleklere aktarıldığı bu makineyle kırımızı ışığın yeşile dönüştüğü kavşaklarda hızlı kalkışlar yaparak Alman teknolojisi ile Detroit’e meydan okuduk.

Greenfield Village girişi

Greenfield Village girişi

Ford’un merkezi Dearborn’un yanıbaşındaki otelimiz, Henry Ford Müzesi’ne arabayla sadece on dakika uzaklıktaydı. Ancak bu defa hedefimiz, bu ünlü müze yerine yanıbaşındaki Greenfield Village (Köy) idi.

21 Ekim 1929’da açılan ve Amerika’nın üçyüz yıllık tarihini binaları ve öyküleriyle barındıran bir açıkhava müzesi olan “Köy”, 1982 yılında İçişleri Bakanlığı kararıyla “milli ve tarihi açıdan önemli yer (national historic landmark) olarak koruma altına alınmış.

Ford İmparatorluğunun kurucusu Henry Ford’un, biraz da kendi bakış açısından, Amerikan endüstriyel ve teknolojik tarihinin değişik safhalarını yansıtan binaları bir araya getirdiği Greenfield Village, özellikle 19. ve 20. Amerikasının sergilendiği bir tiyatro sahnesine benziyor.

Köyün çevresini dolaşan beş kilometrelik bir demiryolu ve buharlı tren, tura ideal başlangıç noktası

Köyün çevresini dolaşan beş kilometrelik bir demiryolu ve buharlı tren, tura ideal başlangıç noktası

Köye girince keşfinize, (hiç inmeden) yarım saatlik bir tren yolculuğu ile başlayabilirsiniz. Köyü çepeçevre saran yaklaşık beş kilometrelik parkur boyunca çeşitli istasyonlarda inebilir, gezinize yine trenle, yaya olarak ya da tarihi atlı araba, otobüs ve otomobille devam edebilirsiniz.

Köydeki binalar arasında, Henry Ford’un doğduğu ve çocukluğunu geçirdiği ev de bulunuyor.

Ford’un hayranlık duyduğu ünlü kaşif Thomas Edison’a da Greenfield’de geniş yer verilmiş.

Edison 1876’da, her altı ayda bir büyük ve her on günde bir de küçük bir keşif yapmayı hedeflemiş. Edison’un ekibiyle birlikte çalışmalarını yürüttüğü, New Jersey, Menlo Park’taki “icat fabrikasının” bir kopyasını inşa ettiren Ford, laboratuvar raflarında, kavonozlardaki kimyasalları bile unutmamış. 1879’un yılbaşı gecesi Edison’un medyaya ilk ampulu tanıttığı ikinci kattaki laboratuvarın bir kopyası da burada yer almakta.

Edison'un oturduğu sandalyenin konumu 1929'dan beri değişmemiş

Edison’un oturduğu sandalyenin konumu 1929’dan beri değişmemiş

Edison inşaat bittikten sonra burayı ziyaret etmiş ve kendi laboratuvarının bu kadar temiz olmaması dışında taklidin aslına uygun olduğunu söylemiş. Henry Ford, Edison odadan çıkar çıkmaz onun oturduğu sandalyeyi pozisyonunu bozmadan zemine çiviletmiş ve o günden bu yana, tadilatlar dahil sandalye o günkü pozisyonunda duruyor.

Ford’un kurucusu bununla da yetinmeyerek, köyün bahçesine ünlü mucidin bir heykelini yaptırmış. Edison, ömrünün son günlerinde, bu heykel için çok uzun saatler poz vermiş.

Amerika’nın ilk sözlüğünü derleyen Noah Webster’in, uzun yıllar çalıştığı ve yaşadığı, Connecticut’daki evi de bu müzede yer alıyor.

Webster sözlüğünün isim babası Noah Webster'in evinden bir köşe

Webster sözlüğünün isim babası Noah Webster’in evinden bir köşe

Pahalı saatlere düşkünlüğüyle de bilinen Henry Ford, Köy’de tipik İsviçre mimarisini yansıtan ve içinde saat ustalarının çalışacağı bir şale de yaptırmış. Ford, bu projesinde ünlü saat ve mücevher yapımcısı Pierre Cartier’nin fikirlerinden yararlanmış.

Bir Alman göçmeni olan ve 45 yıl boyunca Detroit’te yaşayan Engelbert Grimm’in müşterilerinden biri olan Henry Ford onunla sohbet ederken, saat tamiri konusunda öğrendiklerini otomobil üretimine uyarlamak için çaba gösterirmiş. Grimm’in çalışıp üst katında da yaşadığı, 1885 yılında Detroit’te inşa edilmiş olan evi Köy’de yer alan, Amerikan tarihinin bir başka kilometre taşı.

Henry Ford'un ilham kaynağı dostlarından saatçi ve mücevherci Engelbert Grimm'in kopyası (!) ile

Henry Ford’un ilham kaynağı dostlarından saatçi ve mücevherci Engelbert Grimm’in kopyası (!) ile

Greenfield Village’de, bir kısmı restorasyonda olan; 1825’de inşa edilmiş bir postane, havacılığın ataları sayılan Wright Kardeşlerin Dayton Ohio’dan getirilen atelyesi, ve daha pek çok tarihi bina ya da kopyası dev bir tarih kitabının sayfaları gibi durmakta.

Otomobilin tarihini yapan kişilerden biri olan Henry Ford, 1903’te Detroit’te kurduğu ilk fabrikasını da elbette unutmamış. Fabrikanın dörtte bir ölçekli modelini ölümünden iki yıl önce 1945 yılında burada inşa ettirmiş.

Ford'un ilk fabrikasının dörtte bir ölçekli modeli

Ford’un ilk fabrikasının dörtte bir ölçekli modeli

Trenle başlayıp yürüyerek sürdürdüğümüz gezimizi, bu mekana yakışan bir şekilde, 1927 model bir Ford Model T ile noktaladık. 1908 ile 1927 yılları arasında 15 milyon adet üretilen T, başlangıçta 850 dolara satılıyorken montaj bantı ve günlük bin adede varan üretim sayesinde fiyatı 350 dolara kadar düşmüş, otomobil tarihinin en önemli modeli. T’ye binmek için, ilk Ford fabrikasının replikasının yanında yer alan durakta sıramızı beklerken, çocukluğumda Karaköy’de Aksaray dolmuşu için kuyruk beklediğim günleri hatırladım.

On dakikadan kısa süren yolculukta rehber şöförümüz Model T'nin tarihçesini anlattı

On dakikadan kısa süren yolculukta rehber şöförümüz Model T’nin tarihçesini anlattı

Ford Model T ile Greenwich turuna çıkarken

Ford Model T ile Greenwich turuna çıkarken

Greenfield Village'i dolaşmak için Ford'un T modelinden daha anlamlı bir araç olabilir mi?

Greenfield Village’i dolaşmak için Ford’un T modelinden daha anlamlı bir araç olabilir mi?

Model T’den indikten kısa bir süre sonra otelimize dönmek için BMW Z4’ün direksiyonuna geçtiğim zaman, otomobil tarihinde bir çağ atladığımı, yüz yıllık bir zamanı bir kaç dakikaya sığdırdığımı hissettim.

Ford Model T ile köydeki on dakikalık bir tur nostaljik bir tad verse de, BMW Z4 gibi otomobillerle aynı dönemde yaşadığıma şükrettim.

İç mekandaki deri ve aluminyum yüksek fiyat etiketine uygun kalitede

İç mekandaki deri ve aluminyum yüksek fiyat etiketine uygun kalitede

 

General Motors'un merkezi GM Renaissance'ın önünden Detroit Nehri'nin öbür yakası ve Kanada'nın Windsor şehri

General Motors’un merkezi GM Renaissance’ın önünden Detroit Nehri’nin öbür yakası ve Kanada’nın Windsor şehri

Fiyat ve özellikler

Kullandığımız modelin Kanada’da tavsiye edilen perakende satış fiyatı, çeşitli opsiyonlarla birlikte (7 ileri otomatikleştirilmiş şanzıman, M-sport pakedi, navigasyon) yaklaşık 75bin dolar.

 

Yazı: Varol Karslıoğlu

Fotoğraflar: Varol Karslıoğlu, Meltem Karslıoğlu

Test aracı; BMW Group Kanada tarafından sağlanmıştır.

En güncel ve daha ayrıntılı bilgi için

www.bmw.ca adresini ziyaret ediniz.

Tüm hakları saklıdır. Yazarın izni olmadan bu yazı kısmen ya da tamamen kopyalanamaz. Ancak yazıya link verilerek kullanılabilir.

AutoandRoad LOGO

 

JAGUAR XF AWD 3.0

İngiliz Kedisi ile Cleveland, Ohio

Daha önce (İngilizce yazı) sürüş izlenimlerimi paylaştığım amiral gemisi XJ’den sonra bu kez de Jaguar’ın üst orta sınıf modeli olan XF ile yollara düştüm.

Vahşi kedi artık Stuttgart, Münih ve Ingolstadt'lı rakipleri için bir endişe kaynağı

Vahşi kedi artık Stuttgart, Münih ve Ingolstadt’lı rakipleri için bir endişe kaynağı

Alt sıralardan zirveye doğru

Satış verileri ve kalite istatistikleri, önümüzdeki yıllarda tüm pazarlarda daha fazla “kedi” göreceğimizi işaret ediyor. Otomobil endüstrisi için önemli bir kalite barometresi olan JD Power and Associates’in 2014 kalite araştırmasında (Initial Quality Study; yeni araçlarda ilk 90 gündeki problem sayısına göre yapılan bir ölçüm) Jaguar, en az sorun çıkaran markalar listesinde Porsche’den sonra ve Lexus’un önünde ikinci sırayı aldı. Bu köklü İngiliz markası bir kaç yıl önce 20. sıradaydı. Kuzey Amerika pazarına baktığımızda, Jaguar’ın yükselişinden en çok endişe duyması gereken markaların Mercedes, BMW, Audi, Lexus, Acura, Infiniti ve Cadillac olacağını tahmin edebiliriz. Üstelik,bir kaç hafta önce İngiltere’de tanıtımı yapılan ve bir buçuk yıl sonra olsa da Kuzey Amerika’da satışa sunulacak olan “kompakt kedi” XE’yi de işin içine katarsak, JLR (Jaguar Land Rover) Grubu’nun 2020’de toplam 750bin adetlik satış adedine ulaşma konusunda çok ciddi olduğunu görebiliriz.

Başarılı bir tasarımın temel koşullarından biri, orantıların doğru olması. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Başarılı bir tasarımın temel koşullarından biri, orantıların doğru olması. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Araçların görünülürlüğünü arttırmak isteyen Jaguar Land Rover Grubu, geçen yıl Amerikan ICM Partners ile yaptığı anlaşma ile medyada, TV şovlarında ve Hollywood’da Jaguar ve Land Rover’ların daha fazla ortalıkta olmasını” hedefliyor.

Ford’un ana hissedar olduğu dönemde, Mondeo platformu ve parçaları kullanılarak üretilen S Type, kalite sorunları nedeniyle Jaguar’ın imajını en çok sarsan modellerden biri olmuştu. Şimdiki patron Tata Grubu ile birlikte daha “kompakt” modellerle en üst sınıftan “aşağı doğru inerek” tüm segmentlere yayılmaya niyetli görünen Jaguar, XE’nin yanısıra, 2012’de makyaj geçiren XF modeliyle, Mercedes E Sınıfı, BMW 5 Serisi, Audi A6 ve Lexus GS’nin egemen olduğu pazarda kendine yer arıyor. Bu yerin ne olduğunu daha iyi anlayabilmek amacıyla XF’in 3.0 litre altı silindir ve kompresörlü motorlu versiyonunu bir hafta boyunca kullandım ve sınırı aşarak Ohio Eyaleti’ne, bir zamanların demir-çelik merkezlerinden Cleveland’a kadar uzandım.

Yollarda

Kızımla paylaşarak birlikte toplam 1416 kilometre katettiğimiz Jaguar’a veda etmek, yerini alan araç Range Rover Sport olsa bile, hiç de kolay olmadı. Altı silindirli ve çift kompresörlü 340 BG’lik motorun sağladığı müthiş tork ve akselerasyon, Kuzey Amerika’daki hız kısıtlamalarını daha da çekilmez hale getirdi. Mükemmel ses izolasyonuna sahip bu araçla giderken, sık sık hız göstergesine bakmak gerekiyor, çünkü 60-70 ile gittiğinizi sanırken aslında 65 millik (104 km/s) mütevazi hız limitini kolayca aşıyorsunuz. Ancak kısa deparlar atıp kadranda 170-180’i kısa süreliğine de olsa görerek biraz yaramazlık yapmadık değil. Gerekçemiz de, “toplu sollama yaparak”, daha yavaş gidebileceğimiz boşluklara (!) bir an önce ulaşmaktı. Sekiz vitesli ZF otomatik şanzıman, sürüşü çok keyifli hale getirirken motorla adeta dans ediyordu. Kısaca, bu safkan İngiliz otomobilinde de bir Alman imzası var. Dört çeker özelliğine sahip XF, normal yol koşullarında arkadan çekişli. Gerektiğinde gücün yüzde ellisini öne aktaran dört çeker sistemi otomatik olarak devreye giriyor.

Bu sıkıcı hızda ilerlerken ABD'nde radar detektörlerinin neden bu kadar yaygın olduğunu çok iyi anlıyordum

Bu sıkıcı hızda ilerlerken ABD’nde radar detektörlerinin neden bu kadar yaygın olduğunu çok iyi anlıyordum

Arabanın yarattığı sempatiden mi, yoksa ABD sınır görevlisinin bizi çok sevmesinden mi bilinmez, ama Fort Erie-Buffalo’dan Kanada-ABD sınır geçişimizi bir dakikadan daha kısa sürede tamamlayarak bir rekora da imza atmış olduk.

Tekrar parıldayan paslı şehir

 

Kuruluşu 1796’ya kadar uzanan Cleveland, Eire Gölü’nün kıyısında, su kanalları ve demiryollarına yakınlığı nedeniyle 19. yüzyıl ile 20 yüzyılın ilk yarısında, demir-çelik ve ağır sanayiin merkezlerinden biri haline geldi. Özellikle yirminci yüzyılın ilk yarısı, demir-çelik endüstrisi açısından parlak bir dönemdi. Kuzey Amerika’daki hızlı büyüme, henüz ufukta görünmeyen Japon ve Uzakdoğu rekabeti, Detroit’in otomobil sanayiinin dünyaya hükmettiği günler ve de iki dünya savaşının yaratttığı askeri- endüstriyel talep, sanayileşmiş Kuzey eyaletlerinde, demir çelik sektörünü yükseltmiş, bu yıllarda, Pittsburgh, Cleveland gibi şehirler demir-çeliğin dünya merkezi olmuştu. O günler artık geride kaldı. Batının, sanayi üstünlüğünü Uzakdoğu’ya kaptırdığı alanlardan biri de demir-çelik. Bugün “rust belt” (pas kuşağı) olarak anılan, ABD’nin orta kuzey eyaletlerindeki şehirlerin bazısı, çağa ayak uydurarak varlığını sürdürdü, kimisi de ekonomik çöküşün etkilerini bugün bile hissetmekte.

Demir-çelikle yoğrulmuş bir geçmişi hatırlatan dev bir duvar panosu

Demir-çelikle yoğrulmuş bir geçmişi hatırlatan dev bir duvar panosu

Frost & Sullivan’ın yaptığı araştırmaya göre otomobil üretiminde çeliğin payı, 2013-2015’te yüzde 71 iken bu oranın 2018-20 döneminde yüzde 65’e ineceği tahmin ediliyor. Buna karşılık aluminyumun payı yüzde 9’dan 11’e, plastiğin payı 8’den 9’a, diğer malzemelerin payı ise 12’den 15’e yükselecek.

Dörtyüzbinin altındaki nüfusu ile ABD’nin ancak 45. büyük şehri olan Cleveland, bugün en çok tıp turizmi ile tanınıyor. Bölgenin en büyük sağlık kuruluşu olan Cleveland Kliniği, yılda yaklaşık yüz ülkeden üç milyona yakın hastanın tedavi gördüğü dünyanın en ünlü kalp tedavi merkezi. Bölgedeki hastanelerin sayısı 35 ve bunların 13 tanesi dünya çapında bilinen kurumlar.

Cleveland’da, merhum Ahmet Ertegün’ün kurucusu ve sahibi olduğu Atlantic Records’un 30 yıl önce kurduğu, Rock and Roll Müzesi de bulunuyor.

Cleveland'daki Rock n Roll Müzesi, Atlantic Records'un kurucusu merhum Ahmet Ertegün'ün şehre bir armağanı

Cleveland’daki Rock n Roll Müzesi, Atlantic Records’un kurucusu merhum Ahmet Ertegün’ün şehre bir armağanı

 

Premium Outlets

Aurora Farms, ABDnin ucuz alışveriş vahalarından

Aurora Farms, ABDnin ucuz alışveriş vahalarından

Neyse ki bizim herhangi bir sağlık problemimiz olmadığından, bu kurumlar yerine ABD’nin alışveriş merkezi zincirlerinden Premium Outlets’in Aurora’daki “şubesini” ziyaret ettik. Aurora Farms, çoğu ünlü markalardan oluşan 70 kadar mağazasıyla, en azından tam bir gün ayırmanız gereken bir alışveriş vahası. Fiyatlar Kanada’ya göre, %15 ile 50 daha ucuz. Örneğin, çok kaliteli Clark ya da Bostonian marka erkek ayakkabısından üç çifti, 190 Amerikan dolarına almak mümkün.

 

Eski bir bira fabrikasının yerini alan tarihi Cleveland Chop, şehir merkezinde ve ziyaret edilmeye değer bir restoran

Eski bir bira fabrikasının yerini alan tarihi Cleveland Chop, şehir merkezinde ve ziyaret edilmeye değer bir restoran

 

Tarihi Warehouse bölgesinde yer alan Cleveland Chop, harika etlerinin yanısıra muhteşem bir creme brule sunuyor

Tarihi Warehouse bölgesinde yer alan Cleveland Chop, harika etlerinin yanısıra muhteşem bir creme brule sunuyor

 

Amerika’ya geçmişken ucuz fiyattan yararlanarak depomuzu da ağzına kadar doldurduk. Kanada’da, 91 oktan premium benzinin litresi 1,40 Kanada doları iken, ABD’de, aynı ürünün galon fiyatı 3,60 USD, yani litresi 1 Kanada doları. ABD’ye günlük geçen pek çok Kanadalının deposunu bu ülkede doldurmasına şaşmamak gerek.

Tüketim

Jaguar’ın ortalama benzin tüketimini, yaklaşık 600 kilometrelik Cleveland gezisinde ortalama 10 litre olarak hesapladık ki, bu değer, bu sınıfta dört çekerli bir araç için çok başarılı bir sonuç. Hem de aradaki hızlanmalara, yaramazlıklara rağmen. Gerçi, 75bin dolarlık bir otomobil satın aldıktan sonra benzin fiyatlarını muhtemelen dert etmeyeceksiniz. Ancak düşük tüketim aynı zamanda, sizi sıkacak benzin molalarını daha seyrek vermek anlamına da geliyor.

Hangi açıdan bakılırsa bakılsın, Ian Callum'un zarif tasarımı lüks bir markaya yakışır nitelikte

Hangi açıdan bakılırsa bakılsın, Ian Callum’un zarif tasarımı lüks bir markaya yakışır nitelikte

Fiyat ve özellikler

Jaguar XF 3.0 AWD’ın Kanada’daki başlangıç fiyatı 61bin Kanada doları. Test aracımızda yer alan; navigasyon, deri döşeme, 380 Wattlık Meridian marka ses sistemi, elektrikli açılır tavan ve direksiyondan kumandalı vites kolu gibi opsiyonlar ve teslimat ücreti ile birlikte toplam satış fiyatı 75bin dolara ulaşıyor. Kusursuz işçilikle birlikte deri koltuklar ve el dikişli deri ve gül ağacının bolca kullanıldığı ön konsol ve süet kaplı tavan, size lüks sınıfta olduğunuzu her an hissettiriyor.

Yazı: Varol Karslıoğlu

Fotoğraflar: Varol Karslıoğlu, Başak Karslıoğlu, Burak Karslıoğlu

Test aracı; Jaguar-Land Rover Kanada tarafından sağlanmıştır.

En güncel ve daha ayrıntılı bilgi için

www.jaguar.ca adresini ziyaret ediniz.

Tüm hakları saklıdır. Yazarın izni olmadan bu yazı kısmen ya da tamamen kopyalanamaz. Ancak yazıya link verilerek kullanılabilir.

AutoandRoad LOGO

 

CHEVROLET IMPALA 3.6 LTZ

Büyük Amerikan sedanının görkemli dönüşü

Bu yazımızın konusu, ellili ve altmışlı yaşlardaki kuşağın anılarında özel yeri olan Amerikan otomobillerden Impala’nın yeni modeli.

20 inçlik jantlar Impala'ya heybetli bir görünüm sağlıyor

20 inçlik jantlar Impala’ya heybetli bir görünüm sağlıyor

 

Orta boy sedan sınıfında 2014 model yepyeni bir Impala ile Chevrolet, sadece kendi kategorisinde iddialı olmakla yetinmeyip Cadillac ve Lexus gibi lüks markalara bile meydan okuyor.

ABD’nin tarafsız ve saygın kuruluşu Consumer Reports’un değerlendirmesinde Impala, yirmi yıldır liste başına geçen ilk Amerikan otomobili oldu. Ben de, yeni Impala’yı bir hafta boyunca ve 400 kilometre kullandıktan sonra bu yorumların abartılı olmadığı kanısına vardım.

Direksiyondaki papyon logosunu Cadillac çelengi ile değiştirseniz, hiç de yadırgatıcı olmaz

Direksiyondaki papyon logosunu Cadillac çelengi ile değiştirseniz, hiç de yadırgatıcı olmaz

 

GM Kanada’nın verdiği, serinin en üst modeli olan LTZ’nin tavsiye edilen perakende satış fiyatı, yaklaşık 7bin dolarlık opsiyonlarıyla birlikte 47bin doları buluyor.

Bu rakam, Corvette’i hariç tutarsak, bir Chevrolet için ödenecek en yüksek fiyatlardan biri. Ancak bu aracı kullandıktan sonra fikrinizi değiştirebilir ve indirimli fiyattan bir Cadillac satın aldığınızı düşünebilirsiniz. Pek de haksız sayılmazsınız. Çünkü Impala, grubun lüks markası Cadillac XTS ve Buick La Crosse ile aynı platformu paylaşıyor.

3.6 litrelik V6 motor, değişken sübap zamanlamalı ve 305 BG üretiyor

3.6 litrelik V6 motor, değişken sübap zamanlamalı ve 305 BG üretiyor

 

Teorik tüketim değerleri, şehir içi 11,1 litre, otoyolda da 6.9 litre. Ancak benim karışık kullanımlı ve biraz da sert sürüş tarzımla gerçek tüketim 14 litreye yaklaştı.

3.6 litrelik, değişken sübap zamanlamalı V6 motor 305 BG’lik güç sağlıyor.

20 inçlik iri jantlardan ısıtmalı direksiyon ve nagivasyona, deri döşemeden Bose müzik sistemine kadar eksiksiz donanımlı Impala tüm zamanların en lüks sedan Chevrolet’si.

Impla'nın iç mekanı el dikişli deri, ahşap, aluminyum ve kusursuz işçiliğin bir birleşimi

Impla’nın iç mekanı el dikişli deri, ahşap, aluminyum ve kusursuz işçiliğin bir birleşimi

Arkadaki diz mesafesi, Üst sınıf Alman sedanlarıyla karşılaştırılabilir

Arkadaki diz mesafesi, Üst sınıf Alman sedanlarıyla karşılaştırılabilir

 

Chevrolet’nin yeni Impala’ya ne kadar özen gösterdiğini anlatmak için, bagaj kapağı iyi bir örnek olabilir: Normalde üç parçadan oluşan bazen de yekpare bir çelik ya da aluminyumdan ibaret olan bu parçayı, John Cafaro’nun başkanlığındaki bir tasarım ekibi, adeta bir heykel gibi yontmuş. Impala ile GM, hem kaliteli araba üretip, hem de kar edebilmenin mümkün olduğunu kanıtlıyor. Sürüş özellikleri itibariyle Impala özellikle uzun yolda, büyük bir sedanda yolculuğun keyfini sunuyor. Büyüklüğüne rağmen şehir içi kullanımı da sorunsuz. Ancak, İstanbul gibi trafiği kabus, caddeleri sıkışık bir şehir için Impala doğru bir model değil. Biz en iyisi, 1960’ların “yayla gibi” Impalaları ile avunalım. (Zaten Impala’nın Avrupa satışı planlanmıyor.)

Bir önceki jenerasyon Impala'nın satışlarının yüzde 70'i filolara ve kiralık araba şirketlerine yapılıyordu.

Bir önceki jenerasyon Impala’nın satışlarının yüzde 70’i filolara ve kiralık araba şirketlerine yapılıyordu.

GM’un açıklamasına göre, Ağustos ayı Impala satışları, bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 76 yükseldi ve 13,274 adetlik satışların yüzde sekseni, yeni modele ait. Üstelik, büyük iskontolarla daha çok kiralık araba filolarına satılan selefine göre ortalama satış fiyatı 8bin dolar daha yüksek.

Impala, güçlü motoru sayesinde boyut ve ağırlığına göre rahat ve atak bir kullanım sağlıyor

Impala, güçlü motoru sayesinde boyut ve ağırlığına göre rahat ve atak bir kullanım sağlıyor

Test aracı; General Motors Kanada tarafından sağlanmıştır.

En güncel ve daha ayrıntılı bilgi için

www.gm.ca adresini ziyaret ediniz.

Tüm hakları saklıdır. Yazarın izni olmadan bu yazı kısmen ya da tamamen kopyalanamaz. Ancak yazıya link verilerek kullanılabilir.

AutoandRoad LOGO

 

Ford Flex: Ford’un İsviçresi

Neden İsviçre?

Bu benzetme size garip geldi değil mi? Ford Flex ile İsviçre arasında ne gibi bir bağlantı olabilir ki? Üstelik bu otomobil İsviçre’de ya da Avrupa’da satılmıyor. Ancak İsviçre’nin politik tarafsızlığı, hiç bir bloğa, gruba ait olmayıp kendine özgü, bağımsız bir statü  taşımasına benzer şekilde, Flex de Ford model ailesi içinde hiç bir sınıfa tam anlamıyla ait değil. Ne bir binek, ne de “steyşın” bir otomobil. SUV deseniz değil. Olsa olsa bir CUV olabilir. Yani, “crossover utility vehicle”. Bunun tam bir Türkçe karşılığı var mı bilmiyorum ama, sınıflar arası, ya da iki arada bir derede kalmış fayda sağlayıcı araç (!) olarak çevirebiliriz.

Brooklyn'deki Cranberry Street'in sonunda nefis bir Manhattan manzarası sizi bekliyor.

Brooklyn’deki Cranberry Street’in sonunda nefis bir Manhattan manzarası sizi bekliyor.

Neden böyle bir araç?

Ford, sekiz yıl önce bugünkü Flex modelini “Fairlane” konsepti olarak tanıttığında aracı “people mover (halk taşıyıcısı)” olarak tanımlamıştı. “Windstar” modelinin üretimine son vererek inişte olan (ki bu öngörüsünde Ford haklı çıktı) minivan segmentinden çıkmayı hedefliyordu. O zaman sancılı bir yeniden yapılanmanın başlangıcında olan “mavi oval” marka  station otomobil ve SUV sınıflarının bir sentezi olacak yeni bir kategori yaratmak istiyordu.

8 ayrı pozisyona göre ayarlanabilen sürücü koltuğu, direksiyon ve pedallarla herkes için ideal konum mümkün

8 ayrı pozisyona göre ayarlanabilen sürücü koltuğu, direksiyon ve pedallarla herkes için ideal konum mümkün

Nihayet, 2007 New York Otomobil Fuarı’nda tanıtıldıktan sonra ve 2008 yazından itibaren Flex, ABD, Kanada ve sonradan bazı Ortadoğu ülkelerinde satılmaya başladı.

Normalde altı kişilik olan Flex, ikinci sıranın ortasına ilave edilen küçük koltukla yedi kişiye de yer sunabiliyor. Altı kişilik versiyonda orta sıra, “captain chair” denilen iki bağımsız koltuktan oluşuyor. Bizim kullandığımız versiyonda ise, üç kişilik tek parça koltuk vardı. Özellikle ikinci sıradaki diz mesafesi, Mercedes S Sınıfı veya BMW 7 Serisi’nin uzun şasili versiyonlarıyla boy ölçüşebilecek kadar geniş. Ford’un ünlü SUV’si Explorer ile aynı platformu paylaşan Flex, Lincoln kuzeni MKT ile birlikte Oakville, Ontario’da üretiliyor.

Adı şehirle özdeşleşmiş olan ünlü mimar Frank Lloyd Wright'ın imzasını taşıyan Heritage District, Şikago'da mutlaka görülmesi gereken bir bölge

Adı şehirle özdeşleşmiş olan ünlü mimar Frank Lloyd Wright’ın imzasını taşıyan Heritage District, Şikago’da mutlaka görülmesi gereken bir bölge

Ön ve orta koltukların rahatlığına karşılık, üçüncü sırda, özellikle uzun mesafeli yolculuklar için hiç de rahat değil. Diz mesafesi çok kısıtlı ve ancak bebek koltuğuna artık ihtiyaç duymayan çocuklar için ideal. Buna karşılık, üçüncü koltuk sırası bile kullanılırken 566 litrelik bagaj hacmi mevcut. Dıştan belli olmasa da yüksek tavan ve baş mesafesi, iç hacme büyük ferahlık katıyor.

Flex’in, özellikle beyaz tavanlı modellerine profilden bakıldığında aracı dev boyutlu bir Mini’ye ya da alçaltılmış ve uzamış bir Range Rover’a benzetmek mümkün. Köşeli ve dik tasarımıyla estetikten çok hacim kullanımına önem veren Flex, doksanlı yılların Volvo station modellerinden de esintiler taşıyor. Ford’un bir dönem Volvo’nun sahibi olması bu etkiyi yaratmış olabilir.

Orta ve arka koltukları yatırdığınızda 2356 litrelik yükleme hacmi oluşuyor

Orta ve arka koltukları yatırdığınızda 2356 litrelik yükleme hacmi oluşuyor

Orta koltuk sırası, BMW 7 serisi kadar diz, ondan daha fazla baş mesafesi sunuyor

Orta koltuk sırası, BMW 7 serisi kadar diz, ondan daha fazla baş mesafesi sunuyor

İkinci koltuk sırası üç kişi için yeterince konforlu

İkinci koltuk sırası üç kişi için yeterince konforlu

İkili koltuğa sahip üçüncü sıranın diz mesafesi büyükler için yetersiz, çocuklar için çok rahat

İkili koltuğa sahip üçüncü sıranın diz mesafesi büyükler için yetersiz, çocuklar için çok rahat

Motor ve diğer teknik özellikler

Ford Kanada ‘nın sağladığı araç, gamın en tepesindeki Limited versiyonu idi. 3.5 litrelik, çift turbolu, 365 BG gücündeki V6 motor 4000 devirde 344 Nm’lik tork üretiyor. “Akıllı” ve sürekli dört tekerlekten çekiş sistemi bu gücü etkili bir biçimde yola aktarıyor. Tatlı sert süspansiyon, Kuzey Amerika yollarına uygun.

Böyle bir gücün bir aile otomobili kılıfı içinde olması bence daha keyifli. Altı saniyede 100 km’ye çıkabilen Flex ile sollamalar ve ara ivmelenmelerde, nice Mercedes ve BMW’ye toz yutturacak gücü ve torku hissetmek, bu araca olan bağlılığınızı arttırabilir, hatta bir tutkuya dönüştürebilir.

3.6 litrelik, çift turbolu Ecoboost motor 365 BG'lik gücü 350 pound-foot'luk torkuyla aracın 6 saniyede 100 km'ye ulaşmasını sağlıyor ve sportif bir sürüş zevki sağlıyor

3.6 litrelik, çift turbolu Ecoboost motor 365 BG’lik gücü 350 pound-foot’luk torkuyla aracın 6 saniyede 100 km’ye ulaşmasını sağlıyor ve sportif bir sürüş zevki sağlıyor

Ford’un yeni kuşak modellerindeki konfigüre edilebilir gösterge tablosu ilk başta alışkanlık gerektirse de, direksiyondan kumanda edilerek kolayca düzenleniyor. Örneğin devir göstergesine alışkın olanlar için, optoelektronik (klasik görünümlü dijital) devir saatini bir düğmeye dokunarak gösterge tablosuna katabiliyorsunuz. Yakıt tüketimini ölçmeyi ve düşürmeyi bir oyun, hatta bir takıntı haline getirmişseniz, ekranı buna göre düzenleyebilirsiniz. Bana göre en fonksiyonel özellliklerden biri, navigasyon komutlarını basitleştirerek gösterge tablosuna taşımak. Böylece, ortadaki büyük ekrana bakmadan yol komutlarını görsel olarak daha rahat takip edebiliyorsunuz.

Sağ ve sol kanadı konfigüre edilebilen optoelektronik gösterge tablosu çok pratik

Sağ ve sol kanadı konfigüre edilebilen optoelektronik gösterge tablosu çok pratik

Ford’un, Microsoft ile birlikte geliştirdiği bilgi ve eğlence sistemi Synch, çocukluk hastalıklarını geride bırakmış. Orta konsoldaki bilgi ve eğlence ekranı; navigasyon, müzik, telefon ve ayarlardan oluşan dört bölüme ayrılmış. Ekrana tek bir dokunuşla istediğiniz bölümü çağırıp alt menülere ulaşıyor ve gerekli ayarları yapabiliyorsunuz. Sesli kumanda özelliği ise, hemen hemen tüm marka ve modellerde olduğu gibi henüz tam güvenilir değil. Ses tanıma teknolojisi  henüz yeterince olgunlaşmadığı için kumanda tuşlarını kullanmak, dikkat dağıtıcı özelliğine rağmen daha pratik görünüyor.

Zaman zaman uydu sinyalinin kaybolması dışında navigasyon sistemi sorun yaşatmadı

Zaman zaman uydu sinyalinin kaybolması dışında navigasyon sistemi sorun yaşatmadı

Yolda

Toronto’dan Şikago’ya, oradan New York ve Newark’a uzanan ve nihayet Mississauga’da noktalanan rotamızda toplam 3400 kilometre yol katettik. Bu yolculuk, şimdiye kadarki en uzun mesafeli test sürüşümüz oldu.

Consumer Reports gibi tarafsız kuruluşların araştırmaları, Flex kullanıcılarının araçlarından çok memnun olduğunu gösteriyor. Ancak yine de “halk taşıyıcısı” başlangıçtaki yıllık 100bin adetlik satış hedeflerine hiç yaklaşamadı ve, Buick Enclave, Chevrolet Traverse, GMC Acadia ve Toyota Highlander gibi önemli rakiplerinin oldukça gerisinde kaldı.

Flex’in takma adının, en azından belli bir çevrede “cenaze aracı” olması, bu tasarımın herkese sempatik gelmediğini gösteriyor.

2013 model yılından itibaren, Ford logosunun aracın önünden kaldırılarak sadece Flex adının vurgulanması, Ford’un bu modeli, diğer ürünlerinden farklılaştırmak, adeta bir alt marka haline getirmek istediğini gösteriyor. Bu pazarlama stratejisinin nasıl bir bir fark yarattığını ise ancak Ford yanıtlayabilir.

Flex, bu kadar yüklemeye rağmen hiç de zorlanmış görünmüyor

Flex, bu kadar yüklemeye rağmen hiç de zorlanmış görünmüyor

Yakıt tüketimi

Şikago’ya kadar beş, iki arkadaşımızın bizden ayrılmasından sonraki bölümde de üç yetişkin ile gerçekleştirdiğimiz beş günlük turun sonunda, ortalama yakıt tüketimimiz 12 litrenin altında (11,7 litre) oldu ki bu, ağırlığı iki tonu aşan (2195 kilo) bir otomobil için iyi bir değer. Yolculuğun Şikago sonrası bölümlerinde, şehir içi kullanımın da artmasıyla (Manhattan trafiğine girmek sizce nasıl bir fikir) bu değer 13 litreye yaklaştı.

Aracın Kanada Hükümeti’nin ölçüm standartlarına göre hesaplanmış tüketim değerleri, otoyol ve şehir içi kullanımı için sırasıyla 8.8 ve, 13.2 litre. Ancak bu sayılar gerçek hayatı yansıtmıyor ve ancak karşılaştırma amaçlı kullanılmalı.

Brooklyn'den Manhattan ve New Jersey'e bakış

Brooklyn’den Manhattan ve New Jersey’e bakış

Fiyat ve Özellikler:

Kullandığımız modelin Kanada’daki tavsiye edilen perakende satış fiyatı (MSRP), yaklaşık 57,314 dolar. Standard modelin fiyatı ise 44, 399 dolar.

Hemen hemen tüm medya araçlarında olduğu gibi “full-aksesuarlı” bu model, toplam değeri 13bin doları bulan opsiyonlarla donatılmış. Bu fiyata, 6 ileri vitesli ve manuel modlu otomatik şanzıman, sesle kumanda edilebilen navigasyon ve Bluetooth sistemi, mesafe takip radarlı otopilot (cruise kontrol),  kör nokta uyarı sistemi, zenon farlar, yağmur sensörlü silecekler, deri döşeme, dört bölümden oluşan panoramik cam tavan, 20 inçlik aluminyum jantlar, uzaktan kumandalı arka bagaj kapısı, elektrikli katlanabilir üçüncü koltuk sırası, iki tona kadar romörk çekiş sistemi ve Ford’un yeni teknolojilerinden, orta koltuklardaki hava yastıklı emniyet kemerleri dahil.

Sonuc olarak böyle bir araçla uzun bir test sürüşü yapmaktan çok memnunum

Sonuc olarak böyle bir araçla uzun bir test sürüşü yapmaktan çok memnunum

Sonuç:

Eğer kalabalık bir aileniz ve taşıyacak çok eşyanız varsa, bir minivan ya da büyük bir bir SUV tercihlerinize uymuyorsa, büyük bir steyşıne benzeyen bir araç kullanırken spor araba performansından da vazgeçmek istemiyorsanız, Ford Flex’e çok yakından bakın ve ciddi bir alternatif olarak düşünün. Bu niş kategoride, Flex türü araçların sayısı fazla değil. Alternatif olarak GM Ailesinin CUV sınıfındaki üç temsilcisi; Chevrolet Traverse, GMC Acadia ve Buick Enclave de aklınızda bulunsun. Ne de olsa hatırı sayılır bir ödeme yapacaksınız.

Test aracı; BHG Media vasıtasıyla Ford Kanada tarafından sağlanmıştır.

En güncel ve daha ayrıntılı bilgi için

www.ford.ca adresini ziyaret ediniz.

Tüm hakları saklıdır. Yazarın izni olmadan bu yazı kısmen ya da tamamen kopyalanamaz. Ancak yazıya link verilerek kullanılabilir.

AutoandRoad LOGO